Figi olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “En kaliteli zeytin hangi markadır” konusunda daha fazlası için takipte kalın!
İzmir’de Zeytin Meselesi: Ciddiye Alınması Gereken Bir Hayat Sınavı
Sizin İçin Seçtik: Bir arabanın ön kaputu neden değişir ?
Sevgili Figi takipçileri, bugünkü yazımızda “En kaliteli zeytin hangi markadır” konusuna odaklanıyoruz.
İzmir’de büyüyen biri için bazı sorular vardır ki matematikten, iş görüşmesinden ya da “5 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?” klişesinden çok daha zorlayıcıdır. Bunlardan biri de hiç şüphesiz şudur: En kaliteli zeytin hangi markadır?
Şimdi dürüst olalım, bu soru ilk bakışta basit gibi duruyor. Hatta dışarıdan bakan biri “zeytin işte, siyah olanı ye geç” diyebilir. Ama İzmir’de bu konu öyle değil. Bu, çocukluk travmasıyla harmanlanmış, aile içi tartışmalara kadar uzanan, kahvaltı masasında diplomatik kriz çıkarabilecek kadar ciddi bir mesele.
Ben 25 yaşında, İzmir’de yaşayan sıradan biriyim. Ama “sıradan” kelimesini burada biraz esnetmek lazım çünkü zeytin söz konusu olunca herkes biraz dedektife dönüşüyor. Market raflarının önünde dakikalarca duran, ambalaj okuyan, sonra hiçbir şey almadan çıkan insanlardan bahsediyorum. Evet, o benim.
Ve muhtemelen biraz da sen.
Çocukken Zeytinle Kurulan Karmaşık İlişki
Çocukluğumda zeytin, sofrada “ya ye ya da kalkma” baskısının sembolüydü. Annem sabah kahvaltısında tabağıma ısrarla zeytin koyar, ben ise sanki önümde küçük bir varoluş sınavı varmış gibi bakardım.
İç sesim:
“Bu siyah şey neden acı… ama herkes normalmiş gibi yiyor… acaba ben mi yanlışım?”
Babam ise işin felsefesini çoktan çözmüş gibiydi:
“Zeytin yemeyen adamdan zarar gelmez ama fayda da gelmez.”
O yaşlarda anlamıyordum ama bugün anlıyorum: Bu aslında sadece bir gıda meselesi değilmiş. Bu bir karakter testiymiş.
Market Rafında Başlayan İç Savaş
Gelelim bugüne… Şimdi kendi paramı kazanıyorum ve özgürce zeytin alabiliyorum. Ama özgürlük dediğimiz şey bazen insanı daha büyük bir kaosa sürüklüyor.
Market rafının önündeyim.
Sol tarafta “doğal sele zeytin”, sağda “iri jumbo çizik zeytin”, biraz ileride “organik, taş baskı, köy tipi” yazan bir seçenek.
Elimde telefon, Google’da açık: En kaliteli zeytin hangi markadır?
Ama internet de ayrı bir dünya. Herkes farklı bir şey söylüyor. Biri “en iyisi Gemlik”, biri “Ayvalık olmadan zeytin olmaz”, diğeri “köy pazarı dışında zeytin yenmez” diyor.
İç ses:
“Tamam da kardeşim, ben sadece sabah kahvaltı yapacağım… Nobel Ödülü almıyorum.”
Yanımdan geçen teyze bana bakıyor. Sanırım 10 dakikadır aynı raftayım.
“Evladım o iyi,” diyor, hiçbir marka görmeden.
Bu da Türkiye’de zeytin seçme algoritmasının 1. seviyesi: Teyze onayı.
Zeytin Tadımı: Arkadaş Ortamı Bilim Kurulu
Bir gün arkadaşlarla “zeytin tadım gecesi” diye absürt bir fikir ortaya attık. Normalde insanlar film izler, oyun oynar… biz 6 farklı zeytini masaya dizdik.
Masa adeta uluslararası konferans gibiydi.
Arkadaş 1:
“Bu biraz sert.”
Arkadaş 2:
“Bu yağlı ama karakteri var.”
Ben:
“Bu zeytin bana çocukluğumu hatırlattı ama hangisi olduğunu bilmiyorum.”
Ve sonra büyük soru geldi:
“En kaliteli zeytin hangi markadır?”
Sessizlik.
Çünkü kimse aslında cevabı bilmiyordu. Ama herkes biliyormuş gibi davranıyordu.
Birimiz “köy üretimi” dedi, diğeri “coğrafi işaret önemli” dedi. Ben ise üçüncü zeytini fazla kaçırdığım için hayatın anlamını düşünmeye başlamıştım.
Marka mı, Yöre mi, Yoksa Tamamen Ruh Hali mi?
Zeytin meselesi aslında bir marka meselesi gibi görünür ama değil. Bu biraz “ruh hali” işi.
Bazı günler sert ve tuzlu zeytin istersin, çünkü hayata karşı biraz sen de sertleşmişsindir.
Bazı günler yumuşak, hafif yağlı zeytin istersin çünkü “bugün kimse beni üzmesin” modundasındır.
İç ses:
“Ben aslında hangi zeytini seviyorum?”
Diğer iç ses:
“Sen önce kendini çöz.”
Bu noktada anlıyorum ki En kaliteli zeytin hangi markadır? sorusu aslında yanlış sorudur.
Doğru soru şudur:
“Bugün ben nasıl hissediyorum?”
Zeytin Seçerken Yaşanan 4 Evrensel Aşama
1. Raf karşısında umutlu başlangıç
2. Etiket okumaya aşırı odaklanma
3. “Hepsi aynı mı ya?” kriz anı
4. Rastgele seçim ve kaderine razı olma
Bu döngü her alışverişte tekrar eder. Değişmez. Evrenseldir. Newton yasası gibi.
İzmir Sabahları ve Zeytinin Felsefesi
İzmir sabahları başka bir şeydir. Deniz kokusu, simit, çay ve mutlaka zeytin.
Ama burada bile zeytin bir statü göstergesi olabilir. Bir arkadaşım var, kahvaltıda zeytini tek tek dizer. “Bu sele, bu salamura, bu geçen haftadan kalma ama karakteri güçlü” der.
Ben ise karıştırırım.
O bana bakar:
“Sen zeytini yanlış yaşıyorsun.”
Ben:
“Zeytin yaşanır mı ya?”
Ama sonra düşünüyorum… belki de yaşanır.
Gerçek Sorun: Marka Takıntısı mı, Alışkanlık mı?
İnsanlar genelde en kaliteli zeytin arayışında markalara takılır. Oysa çoğu zaman mesele marka değil, alışkanlıktır.
Çocukken hangi evde hangi zeytin yeniyorsa, damak oraya programlanır.
Benim damak biraz karışık mesela. Bir gün sert, bir gün yumuşak, bir gün “hiç zeytin yemeyeyim de hayatı sorgulayayım” modunda.
Bu yüzden markette karar vermem 20 dakika sürüyor.
Kasiyer:
“Başka bir şey alacak mısınız?”
Ben:
“Hayatın anlamını da ekleyebilir miyiz?”
Arkadaşlarla Derin Tartışma: Zeytin Siyaseti
Bir gün oturmuşuz, konu yine zeytine geldi. Bu sefer iş büyüdü.
Arkadaş 1:
“Gemlik zeytini overrated.”
Arkadaş 2:
“Ayvalık daha dengeli.”
Ben:
“Bence zeytin insan gibidir, kötü olanı bile doğru yerde iyi olur.”
Herkes sustu.
Bazen böyle cümleler kurarsın ve kendini filozof sanırsın ama aslında sadece açsındır.
İç Sesimle Zeytin Diyaloğu
İç ses:
“Bugün hangi zeytini alsak?”
Ben:
“Bilmiyorum.”
İç ses:
“Geçen sefer beğenmemiştin.”
Ben:
“Hayat da geçen sefer çok iyi değildi ama devam ediyoruz.”
İç ses:
“Felsefi konuşmayı bırak ve karar ver.”
Ve ben yine yanlış seçim yapıyorum.
Sonuç Yerine Değil, Gerçek Hayat Gibi Bir Son
Şimdi dürüst olalım. En kaliteli zeytin hangi markadır? sorusunun tek bir cevabı yok. Çünkü zeytin sadece marka değildir. Zeytin biraz anıdır, biraz alışkanlıktır, biraz da sabah uykusudur.
Bazen en pahalı olan en iyisi değildir. Bazen en basit olan, sana çocukluğunu hatırlatır. Bazen de sadece ekmeğin üstünde güzel durduğu için bile “en iyi” olur.
Ben hâlâ markette 10 dakika zeytin seçiyorum. Hâlâ kararsızım. Hâlâ biraz fazla düşünüyorum.
Ama belki de mesele bu: Zeytin seçerken bile hayatı fazla ciddiye almak.
Ve belki de İzmir’de yaşamanın en gerçek tarafı bu… Denizin kenarında oturup, elinde zeytinli bir tabakla hayatı gereğinden fazla analiz etmek.
Sonra bir lokma daha alıp şunu demek:
“Tamam… bu fena değil.”