İçeriğe geç

Eski Türk sinemasına ne denir ?

Eski Türk Sinemasına Ne Denir?

İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, arkadaş ortamında sürekli espri yapan ama içten içe her şeyi fazla düşünen biriyim. Eğer beni tanıyorsanız, ne demek istediğimi hemen anlarsınız. Her şeyin üzerinde kafa yorarken bir yandan da her konuda espri yapmayı alışkanlık haline getirmiş bir insanım. Bu yazımda, belki de en sevdiğim şeylerden biri olan Eski Türk sinemasına ne denir? sorusunu ele alacağım. Ama tabii ki, sadece mantıklı bir analiz yapmakla kalmayacağım. Bu yazıyı yazarken iç sesim “Ya şimdi çok fazla mı şaka yapıyorum?” diye de bana sürekli burnunu sokuyor. Ama ne yapalım, hayatımda ne kadar çok ciddi olabilirim ki? Bu kadar derin düşüncelerin içinde biraz da eğlence gerek!

Eski Türk Sinemasına Ne Denir? Ne Değildir?

İlk başta şunu kabul edelim: Eski Türk sineması dedikleri zaman, bir şey hemen aklıma geliyor. Evet, o kadar çok klişe var ki! Zaten bir “Eski Türk sineması” filmine girdiğinizde hemen o eski sinema salonlarının havasını alırsınız. Tabii ki, sinema salonu dediğime bakmayın. Genelde “gerçek sinema” dedikleri o yerler, perdeye yansıyan filmi değil, aslında geleneksel koltukların sırtınıza yaptığı o uyarıcı masajı hatırlatır. Çeşitli sesler, sürekli gıcırdayan koltuklar ve “Ya bu film ne kadar kötü!” demekle meşgul olan insanlar… Ah, o nostaljik atmosfer!

Peki, Eski Türk sinemasına ne denir? Bence, “Efsane, ama o kadar da mantıklı olmayan bir şey” denir. Çünkü, anlatmak istediklerini çok hızlı, çok abartılı bir şekilde ve bazen de hiç beklemediğiniz yerlerden veriyor. Yani, Eski Türk sinemasının bir tür “Efsane, ama biraz saçma” hali var. Mesela, herkesin “Ah, ne de güzel filmdi!” dediği, ama aslında içine daldığında bir miktar gerçeklikten kopmuş, abartı dolu bir dünyaya açıldığınızı fark ediyorsunuz.

Zamanı Sıkıştıran Duygusal Yüklemeler

Eski Türk sineması, acayip bir şey. Bir sahne var mesela, Adam A: “Ben seni hep sevdim, çok seviyorum!” diyor. Ardından, Adam B bir şey demiyor, sadece gözleri doluyor. Haa, o kadar! Evet, bir bakıyorsunuz, o kadar yoğun bir dram izliyoruz ki, aslında karakterin neden bu kadar dram yaptığını kimse bilmiyor. Sadece eski sinemanın o “büyük” duygusal çıkışı. Bir tane şarkı çalmaya başlar, “Beni affet, eski sevgilim!” ama mesela o şarkı nereye ait? Neden duygusal şarkılar bu kadar çok var? Ve tabii, o gözyaşlarını silen bir karakterimiz olur. Hep aynı sahne. Ama biz buna bayılırız!

Bir arkadaşımın dediği gibi: “Ya zaten eski Türk sinemasında her şey bir şekilde sonlanır. Ya kahraman kahraman olur ya da üzülüp gitmek zorunda kalır.” Ne kadar doğru! Bütün dram, en sonunda birkaç saniyelik mutlu bir sonla biter ve biz de “Vay be, o kadar yavaş ilerleyip, sonunda şunu mu bekledik?” diye şaşırarak sinemadan çıkarız. Herkes mutlu, herkes eski Türk sinemasına bakarken, ben bir köşede kendi iç sesimle dalga geçiyorum. “Ya niye hep ben böyle detaycıyım ki?”

Filmler Arası Geçişler: Uçuşan Zamanlar

Bir de şu filmlerdeki o anlık geçişler var ya, işte tam orada devreye giriyorum. Yani, bir karakterin arabayla bir yerden gitmesi mesela, öyle bir sahne var ki, o kadar uzun sürüyor ki, karakter arabayı sürdükten sonra film bitiyor. Ya da, şu “bir sahneden diğerine nasıl geçiyoruz?” sorusunun cevabını aradığımda, olay biraz karışıyor. Mesela bir sahnede başlar, birkaç dakika sonra ne olmuş olduğunu anlamadan bambaşka bir yerde buluyorsunuz kendinizi.

İç sesim: “Vallahi bu kadar geçiş de fazla ya.”

Ben: “Aaa, o ne öyle? Geçiş dedin, bu kadar da olmaz!”

İç sesim: “Yani, gerçekten, neyleyim ben şimdi? Geçişi izliyorum, ama asıl mesele: Bütün filmin mantığı yok!”

Ya da, mesela karakterin araba ile gitmesi gereken yere gitmesi için 15 dakika boyunca arabayı sürmesi, ama sonrasında hemen 3 saniye içinde başka bir sahnede belirmesi. O kadar abartılı geçişler var ki, sanki bir an önce sona gelmek için uğraşıyorlarmış gibi. Tabii bu da eski Türk sinemasının bir güzelliği, değil mi?

Kısa Diyaloglar ve Esprili Bir Zihin

Bir başka konuda da kısa diyaloglar ve esprili anlar var. Eski Türk sinemasındaki diyaloglar, bazen insanı öyle bir şekilde şaşırtır ki, çok derinleşmeye gerek bile yoktur. Özellikle dizi gibi dizilerde o kısa konuşmalar var ya, işte onlar tam benlik! Bir sahnede iki kişi arasında geçen o çok kısa ama komik diyalogları, hayatım boyunca unutamam. Mesela bir karakterle diğerinin kavga ederken ne dediğine bakar mısınız?

Adam A: “Bunu sana asla yapmam!”

Adam B: “Yapmasan iyi olur, çünkü ben sana o kadar yakınım ki…”

Adam A: “Yakın olsan da, ben seni hâlâ sevmiyorum!”

Ve bu diyalogla birlikte, film yine gidişatını buluyor. Ne olursa olsun, her şeyin üstesinden gelebilecekmişiz gibi hissediyoruz. Ama, işin komik tarafı şu ki: Gerçek hayatta, bu kadar kısa diyaloglar ile gerçekliği birleştirebilir misiniz? Hayır, çünkü gerçek hayatta bazen “kısa” değil, “derin” konuşmalara ihtiyacınız oluyor.

Eski Türk Sinemasının Yeri: Nostalji ve Bugün

Eski Türk sinemasına ne denir? Bence buna “Nostalji ve Hızlı Bir Zaman Yolculuğu” denir. Çünkü bu sinema türü, geçmişi o kadar güzel anlatıyor ki, hem hüzün hem de eğlenceyi bir arada sunabiliyor. O eski filmleri izlerken hem gülüyoruz hem de o zamanların naifliğine biraz hayran kalıyoruz. Ama bir yandan da, “Ya işte bunlar eski zamanların işleri, biz bunları yaşamışız ama biz şimdiki zamanın insanıyız!” diyoruz.

Sonuçta, eski Türk sineması, kendi türünde efsane ve bir yandan da fazlasıyla komik. Bazen mantık hataları, bazen şaşırtıcı geçişler, bazen de unutulmaz diyaloglarla hem nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor hem de “Buna ne denir?” dedirtiyor. Ama nihayetinde, Eski Türk sinemasına sadece geçmişin değil, biraz da bugünün gözleriyle bakmak, her bir filmi daha ilginç kılıyor.

Evet, ben de içimden “Ya belki ben de bu yazıda biraz fazla abarttım, değil mi?” diye soruyorum ama olsun. Öyle işte!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort deneme bonusu
Sitemap
ilbet mobil girişen iyi bahis sitelerivdcasino girişbetexper.xyzbetci güncel girişbetci.betbetci.cobetci.co